Mühendislik FakültesiÇevre Mühendisliği

Çevre Mühendisliği

Erasmus Öğrenci Görüşleri

Ece İZBUL - 2010 Mezunu

Gittiği Üniversite: Tampere University of Applied Sciences, Finlandiya

Dönem: 2008 Güz

Erasmus programına hiç aklımda yokken birden başvurma kararı aldım ve bunu takip eden süreç sonrası 2008 Eylül-Aralık döneminde (3. sınıf güz dönemi) Tampere University of Applied Sciences (TAMK) - Tampere, Finlandiya’ ya sınıf arkadaşım Gözde ile gittim. Burayı tercih etmemdeki en büyük etken eğitim dilinin 100% İngilizce olması ve eğitim döneminin Türkiye’ye geri döndüğümde bana ekstra dönem kaybı yaşatmayacak uygunlukta olmasıydı. Bundan kastım, Aralık ayında geri döndüm ve dönem kaybetmeden Şubat ayında da Marmara’da 3.sınıf 2. döneme başladım. 

Aklımdaki en büyük soru işareti,kuzey kutbunda topraklara sahip, yılın yarısını bol güneşli saatler diğer yarısını karanlıklar içinde geçiren bu ülkeye kış döneminde (karanlık ve soğuk) gitmek zorunda olmamdı. Çünkü, oradaki ders dönemi ile buradaki ders döneminin zamanlarının uyuşmaması sebebiyle, bahar döneminde Finlandiya’ya gidilemiyordu. Nitekim gittim ve ömrümde daha önce hiç ziyaret etmediğim bir coğrafyada, asla tekrarı olmayacak, artı ve eksileriyle, dolu dolu 5 ay geçirdim.

Gitmeden önce yapılması gereken evrak işleri kısmına pek girmek istemiyorum, oldukça meşakkatli ve sabır isteyen bir süreç. Kalacak yer konusunda gideceğim okulun ilgili sayfalarını ziyaret ederek sonunda Pirkan Opiskelija Asunnot Oy (http://www.opintanner.net/index.php?mid=3&pid=33) ile irtibata geçtim ve Tampere-Harmala’da bulunan, okula otobüsle yaklaşık 15 dk. mesafede bulunan bir yer ayarladım. Burası, yazın otel olarak, kışınsa odalarının kiralanabildiği bir konut olarak hizmet veriyordu. Hala öyle mi bilmiyorum ancak benim en büyük şansım burayı bulmuş olmamdı. Sakin bir bölgede, sakin yaşayanlarıyla, studio bir dairede kendime ait mutfak ve banyomla huzurlu bir şekilde kaldım. Benim gibi ortak yaşam alanlardan ve gürültüden pek hoşlanmayan gidecek arkadaşlara, eğer hala aynı düzen muhafaza ediliyorsa, şiddetle tavsiyemdir. Aylık yaklaşık 200 € ya kalmıştım sanıyorum. Odada 24 saat sıcak su, oldukça iyi bir ısıtma sistemi, ek bir aylık ücret karşılığı sınırsız internet vb. hizmetler mevcuttu. Ayrıca eşya almak yerine okuldan ‘Survival Kit’ adında içinde yastık, yorgan, nevresim, tabak, tencere, çatal, kaşık, ..vs. olan bir kutu kiralamıştım. Gittiğim ilk gün nereden ne bulurum diye düşünmek istemeyenler için tavsiye edebilirim.

Tampere’nin Finlandiya’nın en büyük üçüncü kenti olarak adlandırılmasına aldanmayın, gözünüzde asla Türkiye’nin en büyük üçüncü şehri İzmir gibi bir hayal canlanmasın. Tampere’de tüm duyabileceğiniz kuş sesi, su şıpırtıları, rüzgar uğultuları ve doğaya ilişkin diğer tüm sesler... Halkı da bu sessizliğe oldukça alışkın ve bizim bu sessizliği zaman zaman yadırgamamıza hayret ediyorlardı. Şaşkınlıkları, Fin bir arkadaşın yaz tatili için 5 günlük bir İtalya turunu 2. gün gürültü sebebiyle yarıda bırakarak vatanına geri döndüğündüğünü duyduğumda yaşamış olduğum şaşkınlık kadar büyük olmalı sanırım. İstanbul’da kolay kolay elde edemeyeceğiniz bir fırsat bu. Sabah, kalkınca giyinip, bir termos kahveyle ağaçlarla çevrili göl kıyısında yürüyüş yapmak ve ara ara yeşilin içine gizlenmiş minik kırmızı frambuazları keşfedip ağzınıza atmanın sevinci de nasıl tarif edilir, tanım bulmakta zorlanıyorum.

Kırmızı ışıkta muhtemelen en fazla ardarda 10 taşıt gördüğümü anımsıyorum. İnsanları sessiz, ve utangaçtır, kısa ve öz konuşurlar ancak yardımseverdirler. Buna da, Helsinki’de kaybolup haritadaki bir adresi bebek arabasıyla dolaşan bir Fin anneye sorduğumda, tebessüm ederek ardından beni sorduğum adrese kadar benimle yürüyerek götürdüğünde kanaat getirdim. Türkiye’yi biliyorlar, seviyorlar ve neredeyse tanıştığım her Fin ya Türkiye’de bizzat tatile gelmiş ya da Türkiye’ye gelmiş birini tanıyordu. Ülkede ciddi bir boyutta alkol ve kahve tüketimi mevcut. Güne sabah 5-6 gibi çok az şekerli kremasız zift gibi koyu, bir termos filtre kahveyle başlayıp tüm gün mütemadiyen kahve tüketiyorlar. Yemek kültürleri zayıf. Bir Fin ziyafet sofrasının baştacı bizim ağır kebaplamızın aksine fırında sebze (patates, havuç, brokoli) ve somon oluşturur zannediyorum. Ispanak, marul, kabak, patlıcan vb. sebzeler ve hemen hemen tüm meyveler ateş pahası. Baklagil yok denecek kadar az ve olanlar da çok pahalı. Hazır çorba asla bulunmuyor. Makarna bol ve ucuz. Dolayısıyla öğrencinin kaderi yine değişmiyor. Kahvaltılık olarak organik orman meyveli şeker ilavesiz reçeller, bal, tereyağı bulabilirsiniz. Birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi burada da zeytin, beyaz peynir bulmak pek mümkün değil. Market alışverişini nispeten daha uygun fiyatlı LIDL marketler zincirinden yapıyorduk. Gidecekler not etmeli sanırım. Hava durumundan bahsedecek olursam, hava çok erken soğumaya başlıyor ve -20 leri gördüm sanıyorum. Ancak iç mekanlar (okul, toplu taşıma, cafe, restoran, vs.) oldukça sıcak. Bu nedenle kat kat ve ince ince giyinmek, kalın kazaklar ve polarlara bürünmekten daha mantıklı ve işe yarar bir yöntem.

Okulda eğitimciler ve Erasmus ofisindeki personel son derece iyi ve yardımseverler. Her ne zaman hangi konuda ne sorunuz olursa olsun muhakkak ellerinden geleni yaparlar. Okulda eğitim bizdeki kadar teknik değildi, daha çok Environmental Management tarzındaydı. Daha sosyal, daha yoruma dayalı, görsel ögelere (video, resim, bahsi geçen materyalin sınıfa getirilmesi (son model debiölçer gibi), konuya hâkim konuk konuşmacılar vb.) çokça yer verilen ve teknik gezilerle pekiştirilen derslerdi. Hemen her sınıfta, her öğrenciye bir bilgisayarın olduğu dersliklerde hoca derse ilişkin internet sitelerinde gezinerek önemli noktaları vurgulayarak öğrencilerin de aynı yolu takip etmesini tavsiye ediyordu. Sınav neredeyse hiç yapılmadı. İsteyen sınav oluyor isteyen Take-Home alıyordu. Dersler ilginç ve bizim hiç de aşina olmadığımız bir şekilde not kaygısı olmadan işleniyordu. Türkiye’deki müfredatta olmayan ilginç ve farklı konularda dersler alıp, benzer konulardaki dersleri de başka bir kültürden başka bir bakış açısı ile dinlemenin oldukça faydalı ve geliştirici olduğunu düşünmekteyim. Okulda Fince dersinin alınmasını muhakkak tavsiye ediyorum. Her ne kadar halkın hemen hemen tamamı sular seller gibi İngilizce konuşabiliyor olsa da marketler başta olmak üzere birçok yerde dil Fince ve en basitinden fiyatların neye ait olduğunu anlamak konusunda Fince bilmenin oldukça yardımcı olduğunu söyleyebilirim. Dilden korkmayın, öğrenmeseniz de sorarak cevap bulabilirsiniz ancak Fince Türkçe mantığında sondan eklemeli ve bizlerin daha kolay öğrenebildiği ve yazıldığı gibi okunduğu için daha kolay telaffuz edebildiği bir dil. Bir de Fince hocası, -eğer hala oradaysa- Kirsti Kallio, dünya iyisi, Türkiye ve Türk aşığı tonton bir bayandı. Muhakkak tanımanız gereken biri. Sırf onu tanımak için bile Fince dersini almalısınız.

Erasmus bir insana ne katar ki diye soran arkadaşlara kendimce edindiğim tecrübeler doğrultusunda cevap vermek istiyorum: Öncelikle güven katar. Dünyanın bilmediğiniz bir köşesinde, size pek de yakın olmayan bir iklim ve kültürde kendi kendinize ayakta kalabildiğinizi görmek kendinize olan güveninize oldukça katkı sağlıyor. İkinci olarak diliniz isteseniz de istemeseniz de gelişiyor. Bizler yazıda, okumada İngilizce’de öyle ya da böyle idare ederiz ancak konu konuşmaya geldiği zaman biraz değişir. Hemen Türkçe’ye kaçmak isteriz ancak orada iş başa düşüyor ve öyle ya da böyle konuşuyor ve konuşmaya alışıyorsunuz. Benim gibi ailesinin yanında kira, fatura, market tutarı hesaplamadan yaşayan bir öğrenciye kontrollü para harcamasını öğretiyor. Vatan sevgisini pekiştirdiğini de düşünüyorum ki bu da zaman zaman yurdunuzu burnunuzda tütecek kadar özlemenizden kaynaklanmaktadır. Erasmus’un temel ilkesi niteliğindeki, farklı kültürleri tanıyıp, kendi kültürünüzü dilinizi yemeklerinizi tanıtmanızdan, yeni arkadaşlar edinmenizden bahsetme gereği görmüyorum.

Son olarak gitmeyi düşünen arkadaşlara naçizane tavsiyelerde bulunmak isterim:

  1. Öncelikle gitmeden önce yanınızda en az 1000€ kadar hatta mümkünse toplam hibe kadar para almanız. Hibe transferinde sorun yaşayan arkadaşlar duymuştum. 
  2. Kalacağınız yeri muhakkak gitmeden önce ayarlayın ve iyi araştırın.
  3. Yanınıza alacağınız mont mümkünse kaşe, yünlü kumaş türünden ziyade şişme mont olarak tabir edilen montlardan olmalı. Şemsiye, eldiven, atkı, bere vs. unutmayınız. Botlarınızın da sağlamlığından emin olun.
  4. Yanınıza muhakkak hazır çorba depolayın.
  5. Buradan Türkiye’ye özgü Türk kahvesi, lokum, pişmaniye, nazar boncuğu vs. gibi birşeyler götürmek de iyi oluyor. Farklı kültürdeki kişilere kültürünüze ait birşeyler sunma, hediye etmek hoş bir şey ve bunun ihtiyacını hissedebiliyorsunuz.

Sonuç olarak imkanları müsait olan tüm arkadaşlara bir daha asla elde edemeyecekleri bu fırsatı değerlendirmelerini tavsiye ederim. Gidecek arkadaşlara bol şanslar dilerim! Ve desteğini benden hiç esirgememiş canım arkadaşım Gözde’ye de teşekkürü bir borç bilirim.

 

 

Sahra GÜLCÜ - Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği Tezli Yüksek Lisans Bölümü (2011-2013)

Gittiği Üniversite: Università degli Studi di Palermo, İtalya

Dönem: 2012-2013 Güz-Bahar

 

Erasmus programına başvuru sürecim pek çok öğrencinin aksine Yüksek Lisans eğitimim sırasında gerçekleşti. Lisans eğitimimi 2011 Haziran ayında tamamladığım Marmara Üniversitesi Çevre Mühendisliği bölümünden sonra devam ettiğim yüksek lisans sürecimin tez aşamasını, Università degli Studi di Palermo‘da 2 dönem boyunca sürdürmekteyim.

Tez aşamasında Erasmus programından yararlanmayı düşünen öğrencilere en büyük tavsiyem, mutlaka başvuru öncesinde gitmeyi düşündükleri okuldaki Erasmus Koordinatörleri ya da Bölümdeki Akademik Kadro’dan kişilerle iletişime geçmeleri olacaktır. Size tez konularıyla ilgili bilgilendirici bir mail atmalarını isteyebilir ve başvuru sıralamanızı da bu doğrultuda yapabilirsiniz. Pek çok arkdaşımdan duyduğum kadarıyla tez aşamasında giden öğrenciler daha önceden konu belirlemedikleri için sıkıntı yaşarken, ben geldikten sonra bir hafta içerisinde tez çalışmamın analiz kısmına başladım.

Benim gibi aktarmalı uçuş yapma mecburiyetiniz varsa, bilet alımını iyi araştırarak yapmanızı öneririm. İtalyanın güneyini (Sicilya'yı) tercih edecekler için, İstanbul’dan Roma, Milano gibi merkezlere ulaştıktan sonraki geçişinizi yerel havayolu şirketleriyle yaparsanız daha ucuza uçmanız mümkün olacaktır. Bunun yanı sıra giderken mutlaka yanınıza en az 500-1000 Euro kadar bir para almanızı ve paranızı bölerek taşımanızı öneririm. Daha sonrası için de eğer mümkünse gittiğiniz ülkede bir banka hesabı açabilir ve ailenizin size hibe olarak yatırılan parayı postalamasını isteyebilirsiniz, böylece çok daha güvenli bir şekilde nakit para kullanımınızı gerçekleştirebilirsiniz.

Ben buraya gelmeden önce 3 günlük otel rezervasyonumu yapıp geldim ve o üç gün içerisinde kalacağım evi bularak yerleştim. Bölgedeki Erasmus kulüpleri ve okula asılan ilanlar benim ev bulmamda faydalı oldu. Bunun sonucunda 150 Euro gibi bir rakama okula çok yakın bir oda kiralamayı başardım. Biraz araştırma yaparsanız sizin de ucuz, temiz ve merkezi bir ev bulmanız mümkün olacaktır. İtalya’nın çoğu bölgesinin aksine, Palermo oldukça ucuz ve bir öğrencinin rahatlıkla hibesiyle geçinebileceği bir şehir, zaten bu da tercih sebeplerimden biri oldu.

Sıcak havayı, rahat yaşamayı, eğlenmeyi seven ve damak tadına düşkün olanlarınız için Güney İtalya kesinlikle çok doğru tercih olacaktır. Sicilya’ya gitmeyi düşünüyorsanız, bavulunuzda bolca yazlık t-shirt, şemsiye (ki ne zaman yağmur yağacağı asla belli olmuyor), ve kalın montlar yerine yağmurluk gibi ince kıyafetler getirmeniz faydalı olacaktır.

Palermo, sıcakkanlı ve yardımsever insanları sayesinde kolaylıkla alışabileceğiniz, yaşamın hiç durmadığı bir şehir. Tarihi dokusu ve şehir hayatıyla birlikte, İstanbul’la benzer yanlarını gelirseniz eminim siz de farkedeceksinizdir. En çok zorluk çekeceğiniz konu dil olacaktır, çünkü burada ingilizce konuşmayı bilen insan bulmakta zorlanabilirsiniz. Ancak İtalyanca, konuşulurken vücut dilinin de kullanıldığı ve tonlamalarla desteklendiği bir dil; bu nedenle anlamanız ya da derdinizi anlatmanız zor olmayacaktır. Daha sonrasında ise üniversitenin ücretsiz dil kursu ile bu problemi çözebilirsiniz.

Erasmus programıyla buraya geleli 2 ay gibi kısa bir süre olmasına rağmen, kesinlikle bana kendi başıma yaşamanın, yeni insanlarla tanışarak yeni yerler keşfetmenin, yeni bir dil öğrenmenin hazzını yaşatıyor. Bu konuda hiç şüpheniz olmasın ki Erasmus ya da yurtdışında yapılacak bir staj programı, her öğrencinin yaşaması ve kaçırmaması gereken bir deneyim. Tez aşamasında gelmek gibi bir düşünceniz varsa, benim gibi Palermo’yu düşünenleriniz için şunu söyleyebilirim ki kesinlikle inanılmaz yardımsever profesörler, yüksek lisans ve doktora öğrencileriyle dolu bir üniversiteye geliyorsunuz. Bu nedenle burada çalışmak sizin için çok keyifli olacaktır. Hepinize iyi bir Erasmus yılı/dönemi geçirmenizi dilerim...

Auguro a tutti voi un buon anno in Erasmus… Ciao!

Bu sayfa Çevre Mühendisliği tarafından en son 12.01.2015 23:16:34 tarihinde güncellenmiştir.